|
Karşıdan yağan kar canımı sıkmaya başladı; öyle bir açıdan düşüyordu ki, kaskın camını açsan gözünü açamıyorsun, gözünü açmak için kaskın camını açsan tipiden önünü göremiyorsun. Kartal sapağından Yakacık’a döndüğümüz zaman hava -hiç abartmasız- 2/3 derece soğudu, kollarım ve reflekslerim öyle bir uyuştu ki, motorum sanki 50 kg. daha ağırlaşmış, yeteneğim ise 4 yıl önceki haline dönüşmüştü. Parmaklarım yok olduğu için debriyajı -elimi uzatarak- avuç içim ile çekiyor, el frenini ise hiç kullanamıyordum.
Samandıra yoluna girdiğimizde ise yüzüme yüzlerce iğne batmaya başladı; burnumdan akan sular dudak üzerimde birikmiş, ama kollarımın uyuşukluğu nedeniyle elimi kaldırıp bu ıslaklığı silemez olmuştum. Tırmandık tırmandık... Soğuktan uykuda gibi motor sürerken Faramarz’ın işareti ile yana çektik. İlk molamızdı bu. Bir iki saniye kımıltısız durarak kendime geldim. Artık benim yönetimimde olmayan şişmiş ellerimden zorlukla eldivenleri çıkartarak dehşetle parmaklarıma baktım: Patlıcan rengine dönmüşlerdi. Komutan yanıma gelerek sordu: |